|
ZANAATTAN SANATA Eskiden, evin her köşesini bakır eşyalar süslerdi. Bakır tencerelerde pişen yemekler afiyetle yenir, üstüne de bakır bakraçlardan buz gibi ayran içilirdi. Kadınlar bakırdan takılar takar, süslenirdi. Velhasıl bir zamanlar bakır eşyalar hayatın, önemli parçalarıydı. Hatta hayatın ta kendisiydi.Her ne kadar bakır hayatımızdan çıkmış olsa da, bakırı, bakırın güzelliğini unutmadık. Anadolu insanı, biraz da eskiye özlemden kaynaklansa gerek, bakırı güzelleştirmeyi bilmiş. Usta ellerde çekiç, usta ellerde bakıra şekil veriyor yıllarca. Geleneksel bakır el sanatımız, içinden "bakır el işlemeciliği" adı ile yeni bir el sanatı daha çıkarmış. Özellikle Erzincan'da gelişerek yaygınlaşan bakır elişlemeciliği ile desenler çekiçler |
 |
 |
|
ile değil, "kalemler" ile yapılmaya başlanmış. Tornavidaya benzeyen ve ucu açılan çelikten kalemler.Çok değil, daha 30 yıl öncesine kadar, Erzincan'da bakır el işlemeciliği, iyi ekmek bırakır bir zanaatmış. Maalesef artık bu güzel yöremizde bakır el işlemeciliği yapılmıyor. Yıllar geçtikçe ticari değerini kaybettiği için makineleşmeye, ardından da baskılara yenik düşmüş. Bugün bakır el işlemeciliğini bilenlerin sayısı maalesef bir elin parmaklarını geçmiyor. Bakır el işlemeciliği ölmemek için direniyor; Rıfkı Kaymaz bütün ticari kaygıları bir kenara bırakıp, bu sanata ruh vermeye devam ediyor. 1950 Erzincan doğumlu olan Rıfkı Hoca, 13-14 yaşlarında çırak olarak başlamış bakır el işlemeciliğine. O zamanlar çok popüler bir zanaat imiş bakır el işçiliği. Çok sevmiş olmalı ki, büyük bir sabırla, dile kolay tam 35 yıldır emek veriyor, göz nuru döküyor bu sanata. Kaymaz ilk sergisini, henüz Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde öğrenci iken, 1971 yılında açmış.
O günden bu güne, neredeyse iki yılda bir sergi açmayı başaran Rıfkı Kaymaz, 18. sergisini ise geçtiğimiz ay Türk Dünyası Kültür Merkezinde açtı. Aynı zamanda bir edebiyatçı olan Rıfkı Kaymaz, çeşitli okullarda öğretmenlik yaptıktan sonra, Polis Akademisi Türk Dili Okutmanlığı'ndan emekli olmuş. Edebi çalışmaları ile bakır el işlemeciliğini birlikte yürüten Kaymaz, ünü yurtdışına kadar yayılmış bir sanatçı. Onu'u bu kadar önemli kılan ise Erzincan'ın yerel bir zanaatını evrensel bir sanat haline getirmesi. Çünkü Rıfkı Hoca yerel desenleri büyük bir maharet ile bakır üzerine işlemesinin yanında, geleneksel sanatlarımız olan hüsn-ü hat ve süsleme sanatlarının en güzel örneklerini de, kuyumcu inceliği ile bakır üzerinde icra edebiliyor. Usta hattatların yüzyıllardır yaşayan eserleri arasından seçtiği örneklerin yanı sıra, kendi hat çalışmaları da bulunuyor. |
|
Günümüz hat sanatçılarının da eserlerine çalışmalarında yer veriyor. Örneğin, genç yaşta hayata gözlerini yuman Merhum Yusuf Erzincâni'nin hat eserlerini büyük bir incelik ile bakır üzerine işliyor. Desen çalışmalarının büyük bir çoğu ise kendine ait. O, besmeleye, ayetlere, hadis-i şeriflere ve padişah tuğralarına, bakır üzerinde değişik bir estetik kazandırıyor.Rıfkı Kaymaz, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan bu sanata evrensel bir boyut kazandırdığı gibi, bakır levhaları çerçevelemek sureti ile tablo estetiği kazandıran tek sanatçı aynı zamanda. |
 |
 |
|
Bakır el işlemeciliği için ne gerekiyor? Tabi önce bu sanata gönül vermek gerekiyor. Sonra sabır... Dantel örmekten farksız, bakır el işlemeciliği. Nakışlarınızı ilmik ilmik örmüyorsunuz da, bakıra nakşediyorsunuz, çizik çizik...Bu sanatı icra etmek için ne büyük bir atölyeye ne de pahalı ve çok malzemeye ihtiyaç var. Evinizin bir odasında, işyerinizin bir bölümünde çok rahat yapılabileceğiniz bir el sanatı olması, bu sanatı daha da cazip hale getiriyor.Öncelikle ihtiyacınız olan bakır. Piyasada daha çok bombeli tabaklar buluyor. Orta boy bir bakır tabak 5 milyona satın alınabiliyor. Boş tabaklar, önce yağlı boya ile siyaha boyanıyor. İkinci ana malzemeniz ise kalemler. Bakır el işlemeciliği, ince kalem ve dolgu kalemi olarak iki çeşit kalemle |
 |
|
icra ediliyor. Tornavidaya benzeyen bu çelik kalemleri bulmanız ise imkansız gibi bir şey. Çünkü bu kalemlerin üretimi yapılmı-yor. Sakın bu sözlerimizden sonra umutsuzluğa kapılmayın ama! Boşuna dememişler; arayan bulur...
|
 |
 |
 | Desen eğer doğaçlama yapılmayacak ise, karbon kağıdı ile kopya çekilerek bakır üzerine çiziliyor. Biley taşıyla uçları açılan kalemler ile desen, bakır üzerine oyuluyor. Bundan sonrası sizin el maharetinize kalmış. Çünkü her el hareketi başka desenler çıkarıyor bakır üzerinde. Mahareti kazanmak için ise tecrübe, tecrübe için de sabırla çok çalışmak gerekiyor.Desenlerin bazı bölümlerinin beyaz renk almasını istiyorsanız, önce o bölümleri işliyorsunuz. Daha sonra da gümüş suyuna batırıyorsunuz. Oluşan kimyasal reaksiyon sonucu işlenen bölümler beyazlıyor. Daha sonra diğer taraflar işleniyor ve gümüş suyuna batırılmadan tümü vernikleniyor. Böylece bakırın hava ile teması kesiliyor ve bozulması, oksitlenmesi, mavi lekeler oluşup mat hale dönüşmesi engelleniyor.Rıfkı Hoca hem bilgisizlikten, hem de ilgisizlikten yakınıyor. Ama asıl şikayeti ise, makine işleri ve baskı ürünleri. İnsanlarımız makine işi ile el çalışmalarını ayırt edemiyor ne yazık ki... Bu da Rıfkı Hoca'yı kahrediyor.İnce desenlerin makineyle aktarılmasının oldukça güç olduğuna dikkatimizi çeken Rıfkı Hoca, "Makineleşme sanatın estetik tarafını, ruhunu aldı götürdü" diye konuşuyor.
Peki Rıfkı Kaymaz'dan bayrağı kim devralacak? Bakır el işlemeciliği, yok olup gidecek mi yoksa?Rıfkı Hoca bu sanatı başkalarına öğretmek konusunda hayli istekli, ama "hemen paraya yönelme arzusu" onun bir diğer şikayeti. Eski usta-çırak ilişkisi yok diğer bir deyişle. Senelerini bu sanata verebilecek çıraklar da... Buna rağmen Kaymaz, gelen talepleri ciddiyetleri ölçüsünde değerlendiriyor ve şunları söylüyor: "Bu sanatı daha bir sistematize ederek isteyenlere öğretmek arzusundayım. Sergilerde insanlar bu örnekleri görünce, sanatı öğrenmek istiyorlar. Ama bu sanatı yapmak için heves değil, ciddi bir çalışma azmi gerekli. "Hem aile bütçemize katkıda da bulunmuş oluruz" düşüncesi de var. Talepleri ciddiyeti ölçüsünde karşılamaya çalışacağız. Sabır isteyen bir sanat. Hemen kâr etmeyi amaçlamak ve acelecilikle bu sanatı yürütmek zor. Hat ve süsleme sanatlarımızda sonsuza bir akış görülür. Kopukluk yoktur. Güzel ayrıntılar tekrarlanır. Bunlara "müsenna", "aynalı yazı" deniyor. Akıp giden bir estetik anlayış. Allah'ı anarak sanatlarını icra etmişler. Dolayısıyla sanat, manevi olarak bir büyük kazanç, hatta bir nevi ibadet olarak telakki edilmiş. Bu anlayışın günümüzde de devam ettirilmesi gerekiyor." Umarız devam eder ve bu güzellikler gelecek kuşaklar tarafından da bilinir.
Bahriye UZ (Anadolu Gençlik Dergisi'nden) |
 |