Bakır Elişi Sergisi

14/12/2008


Ankara Özel Aziziye Lisesi Resim El Sanatları Kulübü tarafından gerçekleştirilen “Bakır İşlemeciliği/ Söyleşi ve Gösteri” programı Aziziye Lisesi Konferans Salonunda öğrencilere sunuldu.

Bakır İşleme Sanatçısı Rıfkı Kaymaz, bakır işlemeciliği konusunda yaptığı söyleşide, geleneksel Türk süsleme sanatları ve el sanatları konusunda açıklamalarda bulundu.

Bakır işlemeciliği ile ilgili bilgiler veren Kaymaz,  söyleşi arasında kırk beş yıldır sürdürdüğü çalışmalarından örnekler sundu.

Kaymaz’ın, bakır işleme çalışmaları projeksiyonla sahneye yansıtıldı.

Bakır işleme çalışmalarını, bakır üzerine hat, tuğra ve süsleme (geleneksel ve yerel) olarak sürdürdüğünü belirten Kaymaz, programı gerçekleştiren okul yetkililerine, geleneksel el sanatlarımıza gösterdikleri ilgi nedeniyle teşekkür etti. Öğrencilerin konu ile ilgili sorularını cevapladı.

Bakır İşlemeciliği sohbeti nedeniyle Rıfkı Kaymaz’a programın organizatörlüğünü üstlenen Ankara Özel Aziziye Lisesi Resim El Sanatları Kulübü sorumlusu Aysun Ertürk tarafından teşekkür olarak bir de çiçek takdim edildi.

Rıfkı Kaymaz, 1950 Erzincan doğumlu. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu (1972). Küçük yaşlarda çırak olarak bakır işlemeciliğine başladı. İlk sergisini 1971 yılında Erzurum’da açtı. Bakır Üzerine Hat, Tuğra ve süsleme adıyla yurt içi ve dışında (Hollanda, İsviçre, Suudi Arabistan, ABD, Makedonya, Suriye gibi) sergilendi.  30 kişisel sergi açtı.

22/5/2008

Şikago Türk Festivali

Rıfkı Kaymaz bakır sanatıyla ABD'de

ABD'nin Chicago kentinde düzenlenen 6. Chicago Türk Festivali 28-31 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek...

Kültür Bakanlığı düzenliyor  

ABD’nin Chicago kentinde düzenlenen 6. Chicago Türk Festivali 28-31 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Türk kültür ve sanatının ABD’de tanıtılmasını amaçlayan festivalde geleneksel Türk el sanatları da sergilenecek. 6. Chicago Türk festivaline Ebru sanatçısı Füsun Barutçugil, hat sanatçısı İsmet Keten, lületaşı sanatçısı Hüseyin Yavuz, çini sanatçısı Fahri Çetinkaya, bakır sanatçısı Rıfkı Kaymaz ve kazaz telkari sanatçısı Hasan Tabakoğlu da eserleriyle katılıyor. Sanatçılar, festival süresince sanatlarını izleyiciler önünde icra edecekler.

Festivalde Tauna Dans grubu da gösterilerde bulunacak.

www.cafesiyaset.com  (20 / 05 / 2008 19:23)

22/5/2008

Tuğra Hakkında: Türkçe, İngilizce

 

TUĞRA

            Osmanlı Padişahlarının isim ve lâkaplarını ihtiva eden alâmeti, imzası. Hükümdarın mühür ve imzası.

            Tuğra; padişahın nişan, alâmeti veya imzası olarak; ferman, berat ve paralarda kullanıldı.

            Önceleri; ahitnâme, menşur, nâme-i hümâyun, mülknâme, ferman, vakfiye, berat vb. üzerine ve ortaya yazılan tuğra, sonraları; para, defter ve kâğıtların başına bir hanedan arması halinde bayraklarda, pullarda ve resmi yapılarda da kullanıldı.

            Tuğra, vesikalarda; tevki-i hümâyun, nişan-ı hümâyun, nişan-ı şerif-i âlişan, misal-i meymun, alâmet-i şerife, tuğra-i garra diye de isimlendirilmiştir.

            Tuğra çekene; tuğrai, tevkii, nişancı, tuğrakeş ve tuğranüvis de denilirdi.

            Osmanlılar'da tuğra ilk defa Orhan Bey zamanında kullanılmıştır.

            Sultan Murat'tan itibaren tuğralara padişah isimleriyle birlikte padişah babalarının adları da yazılmaya başlandı. Çelebi Mehmet'ten sonra ise han sıfatı da tuğraya eklendi. II. Murat Han'dan itibaren "muzaffer daima", "el-muzaffer daima" tuğra metnine dahil edildi.

            Tuğraların sağ tarafına çiçek konulması veya mahlas yazılması sonradan âdet oldu.

            Tuğra, hat sanatının bir kolu halinde yüzyıllar boyunca usta hattatlar eliyle yazılarak, işlenerek gelişti, güzelleşti, mükemmelleşti.

            Hattat padişahlar tuğralarını bizzat kendileri sanatlı bir şekilde yazdılar.

            Kimi hattatlar; ayet, hadis metinlerini, güzel sözleri tuğra biçiminde yazdılar. Yine özellikle son yıllarda kişi ve kurum adları, talep üzerine hattatlar tarafından tuğra biçiminde yazıldı.

            Tuğralar ile "pençe" ler birbirine karıştırılmamalıdır. Pençe, vezir-i azamlarla eyaletlerdeki vezir, beylerbeyi ve sancakbeylerince resmi kâğıtlara imza yerine atılırdı. Üç tuğlu ve "beyzeli" pençeler tuğraya çok benzerler. Tuğra ile pençe arasındaki en önemli fark, pençelerin tek beyzeli olması ve genellikle belgenin yan tarafına ve yan olarak çekilmesidir.

TUĞRALARIN OKUNUŞU

            Tuğra metni, genellikle aşağıdan yukarıya doğru okunacak şekilde düzenlenir. Genellikle tuğra sahibinin adı altta, babasının adı ise üstte yer alır. Bazı tuğralarda ise isimler iç içe girmiştir.

TUĞRANIN BÖLÜMLERİ

            Tuğra yapı bakımından dört bölümdür:

            1. Tuğranın metin kısmı: Padişahın ve babasının adları, şah, han, el-muzaffer kelimelerinin yer aldığı bölüm. Bu bölüme; kürsü, sere de denir. Önceleri dikdörtgene yakın şekli olan bu bölüm yuvarlaklaşarak son şeklini almıştır.

            2. Beyze: (Bin) ile (Han) kelimelerinin (n) harflerinin kıvrılması ile meydana gelen ve iç içe yazılan iki kavis. Tuğranın sol tarafındadır. "Daima" kelimesi ise bu bölümün ortasındadır.

            3. Tuğ veya Elif: Tuğranın yukarı doğru uzanmış mızrak şeklindeki üç elif. Bunlar her zaman elif olmayabilir. Bazen lam veya zı harfinin elifi de olabilirler. Bunların üzerine flema gibi çekilen kavislere zülüf veya zülfe denir.

            4. Hançere veya Kol: Beyzelerin devamı olan ve el-muzaffer kelimesinin üzerinden geçen, tuğranın sağına doğru dengeli iki çizgi halinde uzanan kısımdır.

İngilizce:

 

 

 

 

 

TUĞRAS

OF THE OTTOMAN SULTANS

TUĞRA[1]:

 

Tuğra is the symbol and sign, which contains the name and the nicknames of the ottoman sultans. It’s the stamp and signature of the emperor.

The tuğra was used as his personal sign, symbol or as signature on imperial edicts, charters and on money.

Previously the tuğra was written on the cover or in the middle of the treaties, certificate of appointments, sultan edicts, imperial edicts, certificate of legacies and charters. Later on it was used on the top of money, papers and registers and also as a symbol of the dynasty on flags, stamps and on official buildings.

The tuğra on documents was also denominated as tevk-ı hümayun, nişan- ı hümayun, nişan- ı şerif-i alişan, missal- i meymun, alamet- i şerife, tuğra -i garrra.

The persons who draw the tuğra were called tuğrai, tevkii, nişancı, tuğrakeş and tuğranüvis.

The sultan’s signature was firstly used in the period of Orhan Bey.

After the period of Sultan Murat, the tuğra began to contain also the fathers name besides the sultan’s name.

After Çelebi Mehmet also the khan name was added to the sultan’s signature. As from Murat Khan II. “muzaffer daima[2]”, “el-muzaffer daima”  were included to the tuğra text.

The setting of a flower or an assumed name on the right side of the tuğra became later usual.

The tuğra developed as a branch of the lettering art and became beautiful and excellent with the handwriting and processing of the professional letterers during many hundred years.

The letterer sultans wrote their signature there self’s in a very art way.

Some professional letterers wrote the verses of the Koran, hadith and rhetorics as a tuğra.

Furthermore in the last years, names of persons and institutes are written from professional letterers as tuğras on demand.

The reading of the tuğras 

The text of the tuğra is in general edited, so that it should be read from the bottom to the top. Usually the name of the signature owner (the sultan) is placed in the bottom and his fathers name on the top. In some tuğras the names are nested.

The parts of the tuğra  

The tuğra is structured in 4 parts.

  1. Stand (the text part of the signature): The name of the sultan and his father, the part were the words shah, khan and el-muzaffer was written. This part is also called podium or sere.
  2. Eggs (Beyze, Arabic: eggs): Is derived from the twist of the letters of bin (thousand) and han (khan) and is written as two nested kavis.
  3. Tughs (Tuğra or Elif): Three extensions at the upper part like the letter “elif” in Arabic. These shall not always be Elifs. Sometimes they shall also be the Elifs of the letters Lam or Zı. The kavis which are drawn like flemas on them are named zülüf or zülfe.
  4. Arms (Hançere or Kol): Is the part which is stretched in a balanced way as two lines running to the right side of the tuğra. They are the continuation of the eggs and they surmount the word el-muzaffer.

 

Except Osman Gazi, all ottoman sultans have individual tuğras.

This book contains tuğras from 35 ottoman sultans

 



[1] Tugra is the Sultans Signature

[2]  muzaffer means victorious and daima means forever

28/3/2008

Bakır işlemede kırk yıl

Rıfkı Kaymaz

Bilindiği gibi 30-40 yıl önce Erzincan bakır işlemeciliğimiz altın devrini yaşadı.

Onlarca bakır atölyesi, bir o kadar bakır ürünlerimizin satıldığı işyerleri, yüzlerce usta, kalfa, çırak…

Erzincan’a gelen herkesin hediye listesinde Erzincan bakır işleme ürünleri. Samaver, çay-kahve takımı, hamam tası, şekerlik vs.

O yıllar bakır ürünlerimiz el işi ile, yerel motiflerle birbirinden güzel örneklerle yapılıyor, alıcı bulabiliyordu.

Fazla üretim talebi el işi yerine makine el işini devreye soktu. Artık daha fazla mal üretiliyordu. Ne var ki üretilen mallarda talep her geçen gün olumsuzluğa doğru düşüyordu. Ürünlerdeki estetik boyut zayıflıyordu. Ardından malum sonuç: Bakır işlemeciliğimiz kan kaybetmeye başladı. Atölyeler, işyerleri kapanmaya başladı.

Bugün bakır işlemeciliğimiz adına ne yazık ki olumsuz bir noktadayız.

Bugün bakır işlemeciliğim açısından nereden nereye geldiğimizi kendi kendime soruyorum. Bu soruyu dostlarımıza, eski bakır ustalarımıza, kültür sanat adamlarımıza soruyorum. Aynı noktada buluşuyoruz: Yeniden el işine dönmek…

Sanayileşme, makineleşme dünyada el sanatına büyük darbe vurdu. Buna rağmen her türün el işi yine el üstünde değer ve kabul görüyor. Dünya el sanatlarını önemsiyor.

Kırk yılı aşkın bir zamandır bakır işlemeciliğini sürdürüyorum. Bakır işlemeciliğini bugün Erzincan’da kuyumculuk yapan Selahattin Günal’dan öğrendim. Ustama bu anlamda çok şey borçluyum. Küçücük bakır işyerimizde bir yandan el sanatımızı öğreniyor, bir yandan da yol-yordam-edep öğreniyorduk. Mehmet Öz ağabeyimizin anlattıklarıyla hayata hazırlanıyorduk bir yandan. Pek çok ağabeyimizle, arkadaşımız, kardeşimizle o küçük dükkânın tezgâhında bu anlamda çok şey çok şey öğrendik.

İşlemeciliği o yıldan bu yana bırakmadım. 1971 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi son sınıfındayken değerli hocam Orhan Okay’ın  (Bugün Prof. Dr.) desteğiyle Erzurum Halk eğitim merkezi Salonunda ilk kişisel sergimi açtım. Sadık Öz, rahmetli Yusuf Erzincanî (merhum, hattat), Nevzat Sudaş ile birlikte İstanbul, Ankara ve Erzincan’da sergilerimiz açıldı. Her neyse, bugünlere geldik.

Geçtiğimiz ay bakır el işlemeciliğimizi tanıtmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından İsviçre’nin Zürih kentinde açılan turizm fuarına katıldım. Yerel motifler, hat, tuğra ve süsleme örneklerini bakır üzerine el ile işleyerek fuar izleyicilerine sanatımızı tanıtmaya çalıştım. Fuarda, İsviçre’nin Zürih kentinde turizm alanında hizmet veren Türk turizm büroları da yer aldı. Türk standını gezenler; Türk lokumu, baklava ve aşureden tattılar. Türk turizmi, turizm mekânları, ulaşım konularında bilgi aldılar. Ülkemize ilişkin broşür, afiş, harita ve rehber kitapçılarına ilgi duydular. Türk standında Ramazan Kale Eskişehir-Lületaşı, Nebahat Maşalı Tel Kırma, Bentour standında ise M. Server Demiriz cam sanatını fuar ziyaretçilerine örnek çalışmalar halinde sundular.
TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Tanıtma Genel Müdür Yardımcısı İbrahim Yazar ve Zürih Kültür ve Tanıtma Ataşe Yardımcısı Fulya Durgut, fuarın ülkemizin turizm zenginliklerini tanıtmada önemli rol oynadıklarını belirttiler.
             Fuar, İsviçre’de yaşayan Türk vatandaşlarınca da ilgiyle karşılandı. Yurt içinde açtığım sergilerden sonra,  bakır işleme geleneğimizi yurt dışında da tanıtmaktan büyük bir mutluluk duydum.

Zengin kültürümüz ve sanatımız özgün örnekleriyle her fuarda ilgi, takdir ve taltif görecek. Bütün sanatlarımızda olduğu gibi bakır işlemeciliğimiz de “el”e dönülmesi hâlinde yenide altın yıllarına kavuşacak. Buna inanıyorum.     

 

 www.dogugazetesi.com.tr

28/3/2008

Kültür ve sanatımız Riyad'da

2-20 Mart 2008 tarihleri arasında Suudi Arabistan’ın Riyad kentindeydim.

Suudi Arabistan Riyad kentinde geleneksel olarak açılan Jenadriye Fuarında yirmiyi aşkın sanatçı ve devlet halk dansları topluluğu ile birlikteydik.

Fuar/festival açılışına Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay, Büyükelçimiz, elçilik görevlileri, Riyad’da bulunan Türk vatandaşları da katıldı.

Suudi Arabistan, kendi bünyesinde gerçekleştirdiği bu festivale ilk defa Türkiye’yi onur konuğu olara seçmiş, Türk kültür ve sanatının tanıtımı için önemli bir adım atmıştı.

Kent merkezine araçla bir saatlik bir uzaklıkta bulunan festival alanı özel olarak düzenlenmiş. Geleneksel Arap mimarisini yansıtan bu büyük festival alanı ilk defa Türk kültür ve sanatına ev sahipliği yapıyordu.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca belirlenen; hat, ebru, çini, ahşap, dokuma, kilim, sedef, telkari, cam, baston, bakır işleme sanatçılarıyla onların Türk sanatını yansıtan eserleriyle, Türkiye için özel olarak ayrılan bir kapalı alanda birlikteydik.

Ben festivale bakır işleme sanatçısı olarak katıldım.

Sanatçılar olarak bir yanda ürettiğimiz eserleri teşhir ettik, diğer yandan da temsil ettiğimiz sanat dalını fuar izleyicilerine canlı olarak tanıttık.

Yaptığımız çalışmalar büyük ilgi gördü. Arap vatandaşlar yapımı önlerinde gerçekleşen Türk sanat eserlerini “maşallah”larla takdir ve tebriklerle karşıladılar. Stantta Mado dondurması yediler, ülkemizi tanıtıcı filmler izlediler. Devlet Halk dansları topluluğunun çeşitli yörelerimizin halk oyunlarını zevkle seyrettiler, alkışladılar, Türk kültür ve sanatını daha yakından tanıma fırsatı buldular.

Stantlarımızda Araplarla iletişimizde Riyad Türk Okulu öğrencileri, Riyad’da bulunan vatandaşlarımız yardımcı oldular.

Geleneksel sanatlarımızı tanıtmak hepimiz için büyük bir mutluluktu. Yüzyıllardan günümüze usta çırak ilişkisiyle gelen sanat geleneğimiz Suudi Arabistan’ın Riyad kentinden, Jenadriye festivalinden yeni dünyalara açılıyordu.

Bakır üzerine el işleme çalışmalarını ülkemiz adına festivalde temsil etmek benim için de büyük bir mutluluktu.

Kırk yılı aşkın bir zamandır sürdürdüğüm bakır üzerine el işi çalışmalarımı bugüne kadar yurt içi ve dışında sergilemiş, teşhir etmiştim. Suudi Arabistan’da bakır üzerine hat, tuğra, süsleme örneklerinin de ilgi ile karşılanması, takdir görmesi, ülkem ve memleketim Erzincan açısından  çok önemliydi benim için.

Usta ebru sanatçısı Timuçin Tanarslan’ın işlediğim bakırlara uyguladığı ebru ise bu konuda önemli bir buluşmayı müjdeliyordu. Ebrulu bakır üzerine el işlemesi…

Bakır, el işleme ve ebru, yepyeni bir güzellikle bir araya gelmişti ilk defa.

Türk kültür ve sanatını Suudi Arabistan’da, Arap dünyasına açılması, elbette çok önemli bir adımdı. Ülkemiz ve insanımız açısından…

Rıfkı KAYMAZ

www.dogugazetesi.com.tr'den

« Önceki ::